Belki, ailesini sağlıklı beslemek adına, bildiği en doğru yöntemden, geleneksel üretimden vazgeçmeyen köylü kadınla, bu konuyla ilgili çözüm arayışındaki şehirli kadının bu iş birliği; bir kez daha ve yeniden, uygarlığın gidiş yönünü belirleyecektir. 

 

 

 

Hayvanlar alemini düşünmesek bile, yeryüzünde yürüyen her bir insanın ardında bir kadının sınırsız sevgisinin, şefkatinin ve fedakarlığının olduğunu bilince, Kadın Emeği gibi bir söylem insana anlamsız geliyor. Ama böyle bir söylem var ve bu çağda bile yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun göstergesi.

 

Binlerce yıldır ataerkil kültür ve dinlerin kadına bakışı nedeniyle toplumsal hayatın dışına itilen kadının, büyük mücadeleler sonucu erkeklerle aynı hakları elde etmesinin geçmişi yüzyılı ancak buluyor. 

 

Entelektüel dünya ise bugün kadının, sanat, edebiyat ya da bilim dünyasında erkeklere göre azınlıkta olmasına gerekçeler arıyor. Aslında çağlar boyu tartışılan bir mesele bu. Hatta eski zamanlarda, ‘kadının insan olmadığı’ gibi anlamsız noktalara bile varan. Cevabı her daim, tüm çıplaklığıyla gözler önünde olan... 

 

Ataerkil düzenin kadın üzerindeki etkilerini saymasak bile, kadının böyle tali konulara ayıracak zamanı ve enerjisi maalesef yoktur. O, bir insan için en ağır sorumluluk olan yuva kavramıyla prangalıyken; çoluk çocuk, ev ocak, bağ bahçe gibi çok daha hayati ve ancak insanüstü bir çaba ve fedakarlıkla altından kalkılabilecek bir sürü şeyle fazlasıyla meşgulken.

 

Çocuk ve yuva söz konusu olduğunda, bütün öteki şeylerin kadın için ikincil plana düşmesinin kökeni mutlaka soyun devamıyla ilgili genetik bir koddur. Erkeklerde genelde pek rastlanmayacak bir fedakarlık ve kendinden vazgeçişle. Kuşkusuz, bizim öve öve bitiremediğimiz insan aklının bile yapıcısı olan genlerin bir bildiği vardır.

 

Ama... işte tam bu noktada... bu bilginin insan hayatında bir karşılığı yok maalesef. Duygu Asena, Kadının Adı Yok derken bu gerçeği kastetmiş olmalı. Binlerce yıldır kadınlar, sonsuz ve sınırsız çabasıyla aslında insanlık ve uygarlık dediğimiz her şeyi, erkeklerle birlikte –ve erkeklere rağmen– var edip biçimlerken, geriye minnetle anılıp saygı sunulacak büyük isimler, anıtlar bırakmadan göçüp gitmişler. Öylece... kendiliğinden... doğurarak, ekerek, büyüterek...

 

Aslında toprakana derken, doğaana derken, Anadolu derken bu emeğin bilgisi bilinçaltımızın derinlerinde var. Üreten, çoğaltan, yaşatan kadın. Çağlar boyu tarlada, bağda bahçede; günümüzde aynı zamanda atölyede, fabrikada, ofiste; akşam olunca her daim evde barkta... Sevdiği herkes için sonsuz vericilikle kodlanmış olan kadın bunu doğallığında, öyle kaygısız ve öyle alçakgönüllü yapar ki, ağırlığı olmaz emeğinin, görünmez, adı konmaz.

 

Üstüne bir de insanın değerini ekonomik kıstaslarla ölçen harika(!) sistemimiz eklenince kadın, ekonomik açıdan erkeğe bağımlı, dolayısıyla özgür olamadığı, güvencesiz ve değersiz hissettiği bir hayata mahkum edilmektedir.

 

Her annenin zihni doğan çocuğunun beyniyle kuantum dolanıklık halindedir ve her çocuk bir anneyi hak ederek doğar. Modern toplumumuz yeni bilimsel gelişmeler ışığında, her türlü üst yapıyı dışında tutarak ve temelde insanın doğasını gözeterek, kadının ekonomik ve dolayısıyla sosyal anlamda güçsüz düşmesine bir çözüm üretmek zorundadır. Bunun en sağlıklı yolu, kadının yuva bakımı ve gelecek nesilleri yetiştirme emeğini, en üst seviyelerde ücretlendirmekten geçer. Bu bir gün olacak.

 

O zamanı beklemek yerine, küçük de olsa bu döngüyü kırabilecek adımlara ihtiyacımız var. Kadın emeğinin en görünmez olduğu alanlardan biri tarımsal üretim. Aynı zamanda bu alan, günümüz koşullarında döngüyü kırabilecek en güçlü potansiyele de sahip.

 

Modern toplumun beslenme alışkanlıklarının getirdiği sağlık sorunlarını öğrenmeye başladığımızda, çözümün geleneksel ve küçük üretimden geçtiğini de anladık. Bu amaçla yüzümüzü Anadolu’ya döndüğümüzde, ailesinin beslenmesi için evde yemek pişirmeyi hiç bırakmayan, sirkesini turşusunu yapan, pekmezi bulguru kaynatan, biberi patlıcanı kurutan kadınlarımız kurtarıcımız oldu.

 

Bizim gerçek gıda ihtiyacımız, kırsalda yaşayan ve ekonomik açıdan en zor durumda olan kadınlarımızın geleneksel üretimlerini değerlendirebilecekleri en doğru alanlardan biri oldu bugün. Bu yolda kadınlarımızı kooperatifler konusunda destekleyerek üretimlerini ekonomik bir getiriye dönüşebilmeleri konusunda elimizden geleni yapacağız. Ayrıca Sade Doğal olarak, olabilecek her alanda kadın emeğine pozitif ayrımcılık yapmak da boynumuzun borcu.

 

Dünyayı güzelleştirmekle ilgili sorumluluk hissediyoruz ve ilk tohumu eken elin kadın olduğu bilinciyle, en şefkatli bahçıvanların kadınlar olduğunu düşünüyoruz.

 

Dünyayı güzellik kurtaracak.