Yaşamak için yemek zorunda olduğumuz bir gerçek. Ancak bu, bir aracın hareket edebilmek için yakıta ihtiyaç duyması gibi sınırlı ve basit bir süreç değil. Anne karnından itibaren bedenimizin her bir zerresi, yediklerimizle, her gün ve her gün durmaksızın yenileniyor.

Her bir hücremiz, her bir hormonumuz, hatta her bir duygumuz yediklerimizden inşa ediliyor. 

 

Gıda bizim yapıtaşımız. Biz ne yiyorsak onunla yapılanan varlıklarız.

 

Sağlıklı bir bedenin, sağlıklı beslenmeyle olan doğrudan ilişkisi artık hepimiz için su götürmez bir gerçek.

İyi bir yaşam için, işlenmiş ve rafine edilmiş gıdalardan uzak durmamız gerektiğini, olabildiğince doğal ve organik, hatta mümkünse sanayiinin tarıma henüz bulaşmadığı zamanlardaki atalarımız gibi beslenmemiz gerektiğini biliyoruz.

 

Kirlenen dünya, işlenmiş ya da rafine edilmiş gıdalar, kimyasal ilaçlar, gıdalardaki katkı maddeleri vb. kanser gibi pek çok hastalığa neden gösterilirken; bedenimizin bir parçası olan zihnimizin bu olumsuz etkilerden muaf olması nasıl beklenebilir?

 

Yediğimiz her şey, bedenimizde bizim bir parçamıza dönüşürken beynimizin de, zihnimizin de, düşünce üretim sürecinin de birer parçası haline gelir. Dolayısıyla doğru beslenmek ya da toksisiteye maruz kalmak düşüncelerimizi, davranışlarımızı ve hatta ruhumuzu da etkiler.

 

Bu bilgi rehberliğinde ne yiyorsak oyuz diyoruz.

 

Bu yüzden doya doya yaşanmış mutlu bir hayatın meyveleriyle beslenme taraftarıyız. 

Çünkü iyi gıdalarla beslenen insanın içinde iyilik çiçeklerinin açacağına inancımız tam.